Artuklu Beyleri

 

Artuklu Beyliği 1102-1409 yılları arasında Mardin, Hasankeyf ve Harput bölgelerinde hüküm süren bu Türkmen beyliği Sökmen Bey’e dayanan Sökmenoğulları ve İlgazi Bey’e dayanan İlgazioğulları olarak iki hanedana ayrılmışlardır. Sökmenoğulları Hasankeyf ve Harput Beyleri olarak iki dala ayrılmıştır. Bu hanedana mensup beyler, hüküm sürdükleri sırayla şu şekildedir:

Hasankeyf Beyleri:

Müineddevle Sökmen Bey (1098-1104)

İbrahim (1104-1109)

Rükneddin Davud (1109-1144)

Ebulharis Fahreddin Karaaslan (1144-1167)

Nureddin Muhammed (1167-1185)

Mesud Kutbeddin (1185-1200)

Salih Nasreddin Mahmud (1200-1222)

Mesud Rükneddin Mevdud (1222-1231)

Harput Beyleri İmadeddin Ebubekir (1185-1203)

Nizameddin Ebubekir (1203-1223)

Nizameddin İbrahim (1223-1224)

Şemsüddevle Süleyman (1224)

İzzeddin Ahmed (1224-1234)[1]

İlgazioğulları ise Mardin ve Halep Beyleri olarak iki dala ayrılmıştır. Bu hanedana mensup beyler, hüküm sürdükleri sırayla şu şekildedir:

Mardin Beyleri:

Necmeddin İlgazi (1104-1122)

Hüsameddin Timurtaş (1122-1154)

Necmeddin Alpı (1154-1176)

Kutbeddin İlgazi (1176-1184)

Hüsameddin Yavlak Yörükaslan (1184-1201)

Mansur Nasreddin Artuk Arslan (1201-1239)

Said Necmeddin Gazi (1239-1260)

Muzaffer Ebulfeth Fahreddin Karaaslan (1260-1292)

Şemseddin Davud (1292-1294)

Mansur Necmeddin Gazi (1294-1312)

Adil İmadeddin Ali Alpı (1312)

Salih Şemseddin (1312-1363)

Mansur Ahmed (1363-1367)

Salih Mahmud (1367)

Muzaffer Davud (1367-1376)

Zahir Mecdeddin İsa (1376-1407)

Salih Şihabeddin Ahmed (1407-1409)

Halep Beyleri:

İlgazi Bey (1117-1121)

Eburebi Bedriddevle Süleyman (1121-1123)

Belek Gazi (1123-1124)

Timurtaş (1124)*

İzzeddin Ahmed (1224-1234)[2]

Vakfiyeler

 

VAKFİYE

 Herhangi bir malı vakfeden (vâkıf) tarafından, vakfın idaresi ile ilgili hazırlanmış nizamnâme. Vakıf senedi de denilen vakfiyeler, kadılık siciline işlendikten sonra kesinleşirdi.

Tarih boyunca vakfiyeler, taş, deri ve kağıt gibi yazı için elverişli bulunan şeyler üzerine yazılarak günümüze kadar gelmişlerdir. Şâyet vakfın mevzuu bir bina ise, bazan vakfiyenin özeti, binanın duvarlarından birine kazılırdı. Nitekim Türkçe ilk vakfiye olan Germiyanoğlu Yakub Bey (öl. 1428) vakfiyesinin taş üzerine yazıldığını görüyoruz (Ziya Kazıcı, İslâmî ve Sosyal açıdan Vakıflar, İstanbul 1985, 39).

Tarihî açıdan bakıldığı zaman vakfiyeler büyük bir önem arzederler. Çünkü bunlar, bize milletin muayyen bir zamanındaki hayat ve kültürüne ait muhtelif olayları ile şekilleri müşahede etme imkanını verirler. Keza vakfiyeler, milletin ekonomik ve sosyal yaşayışında önemli bir rol oynamış olan vakıf müessesesinin nasıl çalıştığını, kimlerin idare ettiğini, kimlerin kendisinden istifade ettiğini vs. gibi durumları öğrenmemize yardımcı olurlar. Vakfiyelerden hacimli olup defter gibi olanlar bulunduğu gibi muhtasar ve tek sayfa şeklinde olanları da vardır. Bu arada daha da büyük olup rulo şeklinde uzun ve kalın varaklar halinde onları da bulunmaktadır (Mufassal vakfiyeler için bk. Fatih Mehmed Il. Vakfiyeleri, Ankara 1938).

Vakfiyelerde umumiyetle önce Allah’a hamd ve sena, Rasûlüne salât ve selamdan sonra hayır işlemeye teşvik edici âyetler, hadisler ve bu mealde şiirler yer alır ki, bütün bunlar, mukaddime kabilindedir, vakfiyenin hukuki bünyesinden sayılmazlardı. Bunlardan başka vakfiyelerde genellikle aşağıdaki bölümler yer alırdı:

1- Vakf edilen malların neler olduğu.

2- Vakf olunun bu malların kimler tarafından idare edileceği.

3- Vakf gelirlerinin nelere sarf edileceği.

4- Vakf olunan bu malların nasıl idare edileceği. Bu arada, müessesede kimlerin çalışacağı, bunlara ne kadar ücret ödeneceği, bu ücretlerin nereden temin edileceği gibi konular teferruatlı olarak verilirdi.

5- Hâkimin (kadı), vakfın sıhhat ve lüzumuna dair hükmü.

6- Sonunda da tarih ile üst kısmında hâkim veya hâkimlerin mührü bulunur (Ali Hikmet Berki, Vakfa Dair Yazılan Eserlerle Vakf iye ve Benzeri Vesikalarda Geçen Istılah ve Tabirler, Ankara, tarihsiz, 57).

İslâm tarihinde ilk vakfiyenin, Hz. Ömer tarafından yazıldığı söylenmekle beraber, bunun Hz. Peygamber’in hayatında mı, yoksa Hz. Ömer’in halifeliği zamanında mı olduğuna dair henüz kesin bir bilgiye sahip değiliz.

Vakfiye, eb’ad bakımından ister büyük ister küçük olsun, mahiyet itibari ile içindekiler üç ana bölümden meydana gelir. Bunlar:

a- Dibâce (Giriş): Vâkıfın, vakfı kurma sebep ve gayesinden bahseden bu bölüm, âyet ve hadislerle kuvvetlendirilir.

b- Vakfın hizmet şartları: Gelir kaynaklarını ve sarf yerlerini gösteren bu bölüm, vakfiyenin en uzun kısmıdır.

c- Sonuç: Bu bölümde, müessesenin şeriata uygunluğu belirtilerek hiç bir kimsenin bu vakfa müdahale edemeyeceği anlatılır. Bundan sonra tarih ve şahidlerin imzaları bulunur.

Çeşitli dönemlerde kurulan vakıfların vakfiyelerinde, gerek başta, gerekse sonda pek çok dua bulunur. Metinde geçen bu dualardan başka bir de beddua bulunmaktadır. Bilhassa vakfiyede belirtilen hizmetleri yerine getirmeyen, ona ihanet eden, onu gayesinin dışında kullanan haksız olarak onun malından yiyen ve onu değiştiren için beddualar bulunur. Bu bedduada “Allah’ın, peygamberlerin, meleklerin, insanların ve bütün mahlukatın lanetinin, vakfı tağyir eden (değiştiren) üzerine olması” istenir. Bu sebepledir ki vakfiyelerin sonuna bakıldığı zaman böyle bir beddua kısmı görülür ki bu, daha sonra gelen insanlar için mânevi bir tehdid olmaktadır. Gerçekten, inanan ve muvahhid olanlar böyle bir bedduaya maruz kalmak istemezler (Bu konuda daha geniş bilgi için bk. İbrahim Ateş, “Vakfiyelerde Dua ve Beddualar” Vakıflar Dergisi (1983), XVIII, 5-54).

Ziya KAZICI

 

DULKADİROĞULLARI BEYLİĞİ


Elbistan ve Maras civarinda 1337-1522 yillari arasinda hüküm sürmüs olan bir Türkmen beyligidir. Beylige adini vermis olan Dulkadirli Türkmenleri Oguzlar’in Bozok koluna mensupturlar. Dulkadirli halkini teskil eden Bozok Türkmenleri Oguzlarin Bayat, Avsar ve Beydilli boylarindan idiler.

a- Beyligin Kurulusu

1- Zeyneddin Karaca (1337-1353)

XIII. yüzyil sonlarinda Halep ve Antep arasindaki bölgelere yerlesen Bozok Türkmenleri, burada bazan Memlûklular’la birlikte kuzeye dogru yayilan seferlere katiliyorlar, bazan da yalniz baslarina Çukurova’daki Ermeniler üzerine akinlar yapiyorlardi. Mogol hakimiyeti altinda bulunan Anadolu içlerine kadar gelen bu Türkmenlerin baslarinda Zeyneddin Karaca adli bir bey bulunuyordu. Zeyneddin Karaca Bey’in etrafinda toplanan Türkmenler Antep’ten Elbistan’a kadar uzanan bölgeleri ellerine geçirmislerdi. Bunlarin, Memlûklular’in devamli saldirilari ile sarsilmis olan Ermeni Prensligi’nin zayif düsmesinden de faydalanarak besbin atli ile Çukurova’ya girdikleri ve bu prensligin dogu bölgelerini tahrip ederek zengin ganimetlerle Maras’a geri döndükleri görülmektedir(1335).

Ayni tarihte Ilhanli hükümdari Ebu Said Bahadir Han ölmüs ve Anadolu’daki Türkmen beyleri için bir otorite boslugu meydana gelmisti. Bu firsattan faydalanan ve Karaca Bey gibi bir Türkmen beyi olan Tarakli Halil Bey Emir Eretna’nin elinden Elbistan yöresini almaya muvaffak oldu. O, ayni zamanda Memlûklular’in Halep valisine hediye olarak yüz at gönderip onun vasitasiyla Sultan Muhammed Nasir’dan sehrin hakimiyet mensurunu (beratini) da elde etti. Kendisine rakip olarak diger bir Türkmen beyinin ortaya çikisi, bölgedeki bütün Türkmenleri idaresi altina toplamak isteyen Karaca’yi endiselendirmeye basladi. Dulkadiroglu Karaca Bey, ertesi sene oglu Halil Bey’i göndererek Tarakli Halil’i bozguna ugratti ve Elbistan’i ele geçirdi (1337). Savasta yaralanmis olan Tarakli Halil ise Memlûklularin Halep valisi Altun Boga’nin yanina giderek ona iltica etti ve yardimini istedi. Halep valisi Karaca Bey’e karsi Tarakli Halil’i destekliyordu. Bunun üzerine Karaca Bey Kahire’ye giderek Sultan Melik Nasir Muhammed’den Elbistan naipliginin mensurunu aldi ve bölgedeki Türkmenlerin reisi olarak kabul edildi. Böylece 1337 yilinda Memlûklular’in himayesi altinda Maras ve Elbistan bölgelerinde yaklasik iki asir kadar devam edecek olan bir beyligin temeli atilmis oluyordu. Karaca Bey ülkesine dönerken Kahire’de muhtesem bir tören yapildi ve zamanin adetine göre maiyetini teskil eden Türkmenlerin her birine kiymetli hediyelerle birer hil’at verildi.

Karaca Bey Elbistan merkez olmak üzere beyligini kurduktan sonra, Anadolu’da Mogol hakimiyetinin yikilmasindan da istifade ederek civardaki diger sehirlerin fethine basladi. Derhal kuzeye dogru gönderilen Dulkadirli Türkmenleri Eratna Bey’in elindeki yerlere akinlara basladi. Ancak Memlûk Sultaninin ikazi üzerine bu akinlar durduruldu. Bununla beraber Karaca Bey, emirlerinden bir kismini, Eratna’nin kuvvetleri tarafindan muhafaza edilmekte olan Darende kalesi üzerine gönderdi. Karaca Bey’e bagli Türkmen kuvvetleri Darende kalesi muhafizlarini kiliçtan geçirerek kaleyi zapt ettiler. Böylece Darende Dulkadirlilar’in eline geçti (1338). Karaca Bey Darende’yi derhal Sam valisinin adamlarina teslim etti ve bu hareketi ile Memlûk sultaninin takdir ve sevgisini kazandi.

Darende’nin fethinden sonra Karaca Bey’in Emir Eratna ile arasi iyice açildi. Eratna Bey, kalabalik bir ordu ile Dulkadirlilerin arazisine saldirdi. Zeyneddin Karaca Bey topraklarina saldiran Eratna ordusunu bozguna ugratarak bölgeden uzaklastirdi. 1339 yilinda yapilan muharebede Karaca Bey hem rakibinin oglunu esir aldi, hem de zengin ganimet ele geçirdi. Bu savastan bir süre sonra Sultan Nasir’in araciligi ile iki taraf arasinda bir baris yapildi.

Dulkadirogullari Beyligi ile Eratnalilar arasinda yapilan bu antlasmaya ragmen Karaca Bey emrindeki Türkmenler Orta Anadolu’ya akinlar düzenlemekten geri durmuyorlardi. Karaca Bey Eratna ülkesine akinlar yaparken Türkmen emirlerinden biri olan Tasgun (Danusgu)oglu da onun beyligini tanimayarak devamli surette Dulkadirli kabilelerini rahatsiz ediyordu. Bu durum üzerine Karaca Bey Tasgunoglu’nu ve kendisine itaat etmeyen diger Türkmen beylerini maglûp etti. Karaca Bey dostu ve hamisi olan Sam Valisi Tengiz’in, Misir’a çagirilarak önce Iskenderiye’de hapis ve sonra öldürülmesi üzerine Memlûk Devleti ile münâsebetini kesti ve bu olayin hemen ardindan Memlûk sultani Melik Nasir’in ölümünü müteakip Misir’da çikan karisikliktan da faydalanarak bagimsizligini ilân etti(1341).

Karaca Bey, Memlûk sultanligina karsi bagimsizligini ilân ettikten sonra Eratnaogullari ile ittifak yaparak Halep’i ele geçirmek üzere hazirliklara basladi. Bu sirada Memlûk sultanligi içerisinde taht kavgalari baslamisti. Misir atabegi olan Emir Kosun, Melik Mansur’u öldürerek bes yasindaki Melik Esref’i tahta çikarmis, böylece kendisi devlete hakim olmustu. Ancak bu duruma karsi çikan Halep Valisi Tastimur isyan ederek Elbistan’a gelmis ve Dulkadir-oglu Karaca Bey ile birlesmisti. Öte taraftan Misir’da isyancilar çok geçmeden Emir Kosun’u katlederek Melik Ahmed Nâsir’i sultan ilân ettiler. Hükümdara naip tayin edilen Tastimur ile beraber Karaca Bey de Kahire’ye gitti. Ancak az sonra dostu Tastimur tutuklaninca ayni akibete düçar olmamak için derhal Maras’a dönen Karaca Bey Memlûklulara isyan ederek Halep’i tehdit etmeye basladi.

Memlûklularla Dulkadirlilar arasindaki mücâdele 1343 yilinda karsilikli çatismaya dönüstü. Bu yil içerisinde Eratna, Karabük mevkiinde Çobanli Seyh Hasan’i maglup ederek elde ettigi ganimetin bir kismini zafer nisanesi olarak Halep valisi Yilboga’ya göndermisti. Ganimet Dulkadirli ülkesinden geçerken esyalarin büyük bir kismi Türkmenler tarafindan soyuldu. Bu duruma çok kizan Halep Valisi Yelboga 1344 yilinda büyük bir ordu ile Dulkadirogullari arazisine girdi. Memlûk ve Dulkadirli kuvvetleri arasinda meydana gelen muharebeyi Karaca Bey büyük bir muvaffakiyetle kazandi. Halep kuvvetleri 1343 Mart’inda maglûp olarak geri döndü. Bu yenilgiye çok kizan Yelboga emrindeki birliklerin tamamini hazirlayarak Dulkadir beyine karsi yeni bir sefere giristi. Bu kadar büyük bir kuvvete karsi koyamayacagini anlayan Karaca Bey Düldül dagina çekildi. Dagin eteklerinde yapilan ikinci Memlûk-Dulkadirli savasini da Karaca Bey kuvvetleri kazandi. Bu zafer Karaca Bey’in nüfûz ve kuvvetini bir kat daha arttirdi.

Karaca Bey bu zaferi müteakip Memlûklular’in üzerine daha büyük kuvvetler göndermesinden endise ederek almis oldugu ganimetlere el sürmemis ve onlari tamamen Kahire’ye göndermistir. Ayrica savasin sorumlulugunu Halep valisine yükleyerek kendisinin masum oldugunu bildirdi. Memlûk sultani Melik Salih Ismail kendisine karsi güçlü bir hasim haline gelmis olan Dulkadiroglu Karaca Bey’in özürünü kabul etmeye mecbur kalmis ve ona beylik mensurunu göndermistir.

Karaca Bey 1345 yilinda Ermeniler arasinda meydana gelen karisikliktan faydalanarak Çukurova’nin kuzeyinde bulunan Geben kalesini ele geçirdi. Bu sirada Bizans Imparatoru olan II. Konstantin Ermeniler’e yardima geldi ise de Karaca Bey onu da agir bir hezimete ugratti ve agirliklarini yagmaladi.

Karaca Bey ile Halep valisinin arasi Geben kalesinin fethi yüzünden yeniden bozuldu. Halep valisi Ariktay Geben kalesine kendi muhafizlarini yerlestirmek istedi. Halep valisi ile Karaca Bey arasindaki bu karisik durumdan faydalanan Ermeniler Geben kalesini geri aldilar (Ekim 1346).

Görüldügü gibi Dulkadirli-Memlûk münâsebetleri Dulkadir beyi ile Halep valileri arasindaki dostluk iliskilerine bagli idi. Halep valiligine Argun Sah’in tayin edilmesi, Ariktay’in bozulmasina sebep oldugu iliskileri yeniden düzeltti. Böylece Karaca Bey’in Memlûklular’la münasebetleri yeniden düzeldi. Ancak Karaca Bey Memlûklular ile bir yil sonra tekrar bozustu. Kahire’de Melik Nasir Hasan 1347 yili sonlarinda tahta çikinca Halep valiliginde yapilan yersiz ve zamansiz degisiklik iliskileri alt üst etti. Dulkadirlilarin arzu etmedigi Ariktay 1348 Mart’inda ikinci kez Halep valiligine tayin edildi. Zeyneddin Karaca, düsmani olan bu beyin Halep valiligine getirilmesini aleyhinde bir hareket olarak gördügünden Memlûk Devleti’ne olan tabiiyetini kesti. Melikü’z-Zahir ünvanini alarak kendini müstakil bir hükümdar addeden Zeyneddin Karaca, Halep ve civarina karsi akinlara basladi. Ayrica Kilikya Ermeni prensligine de haber göndererek Memlûk Sultanligi’na ödemekte oldugu vergiyi bundan böyle kendisine göndermesini istedi.

Karaca Bey özellikle Argunsah’in öldürülmesinden sonra Memlûk-lular’a karsi olan düsmanligini daha da arttirdi (1349). Bu tarihten sonra Halep üzerine daha fazla akinlar yapmaya basladi. Onun amaci tamamen bagimsiz hale gelmekti. Bu tarihten sonra Memlûk Devleti’ne karsi Suriye’de patlak veren bütün isyanlara katilmaktan geri kalmayan Karaca Bey, Memlûk Sultanligina karsi ayaklanmis olan Halep valisi Bayboga ile birleserek Dimask (Sam) üzerine yürüdü. Kendisine karsi baslatilan isyanin büyüdügünü gören Memlûk sultani büyük bir orduyu âsî kuvvetler üzerine gönderdi. Emir Bayboga’nin bu kuvvetler karsisinda maglup olup öldürülmesi üzerine Karaca ve diger âsî emirler Elbistan’a çekildiler. Karaca Bey Misir sultani ve ümerâsinin israr ve teminâtlarina ragmen mültecileri teslime yanasmadi. Bunun üzerine Sultan Melik Salih, atabegi Emir Argun komutasindaki kalabalik bir orduyu Elbistan üzerine gönderdi. Ayrica Dulkadir Beyi’nin bu davranisina çok kizan Memlûk sultani, bu tarihten sonra Dulkadir Beyligi’nin hakimiyet mensurunu Üçok Türkmenleri’nin reisi Ramazan Bey’e verdi.

Durumun tehlikeli bir hal aldigini gören Zeyneddin Karaca Bey, âsî emirleri derhal tutuklatarak Kahire’ye gönderdi. Bu emirler Kahire’ye gelir gelmez öldürüldüler. Memlûklu Sultani Melik Salih, Karaca Bey’in de cezalandirilmasi gerektigini düsünerek, Argunsah’a onu hile ile yakalamasi için talimat verip tuzak olarak kendisine takdim edilmek üzere bir mensurla bir hil’at gönderdiler. Vali Argunsah, Karaca Beyi, Memlûk kumandaninin huzurunda mensurunu almak ve hil’atini giymek üzere Halep’e davet etti. Ancak Karaca Bey, kendisine karsi düzenlenen bu hileyi sezerek Halep’e gitmedi. Bunun üzerine Memlûk Sultani, Atabegi Argunsah’tan Dulkadirlilar üzerine hareket etmesini istedi. Ramazanogullari’ndan ve Suriye emirlerinden aldigi yardimci kuvvetlerle Elbistan’a yürüyen Argun, kendisine yardim etmesi için Sivas valisi Haci Kutlu Sah’a da mektup gönderdi. Haberi alan Kutlu Sah, ordusu ile Elbistan’a gelerek Emir Argun kuvvetlerine katildi.

Bu katilmalarla birlikte 25.000 kisiyi bulan müttefik kuvvetler, Zeyneddin Karaca’nin ülkesini yakip yikarak Elbistan’i tahrip ettikten sonra Düldül dagina kaçan Karaca Beyi burada kistirdilar. Argunsah ve müttefiklerine karsi 20 gün kadar mücadele eden Karaca Bey neticede bozguna ugradi. Bütün agirliklari ve maiyyeti Emir Argun’un eline geçti. Kendisi ise zorlukla kaçmayi basararak Eretna-oglu Giyaseddin Mehmed Bey’e sigindi.

Bu durum üzerine Misir Memlûk Sultani, Mehmed Bey’e haber göndererek Karaca Bey’in kendisine teslim edilmesini istedi. Mehmed Bey ise onu teslim etmek istemiyordu. Bu sebeple Karaca Bey’e iyi davranarak ona izzet ve ikramlarda bulundu. Ancak Emir Argun’un kendisini tehdit etmesi üzerine Karaca Bey’i Haleb’e göndermeye mecbur oldu (22 Eylül 1353). Karaca Bey bir süre burada hapis kaldiktan sonra Kahire’ye götürüldü. Burada Melik Sah ile görüsen Karaca Bey 11 Aralik 1353 tarihinde iskence ile öldürüldü ve cesedi üç gün Züveyle kapisinda teshir edildi.

2- Halil (1353-1386)

Karaca Bey’in öldürülmesinden sonra Dulkadir Beyliginin basina oglu Halil Bey geçti. Ancak Memlûklu sultani Melik Salih ise Halil Bey’in elindeki bölgelerin idaresini, Karaca Bey’in yerini almak için zengin hediyelerle Kahire’ye gitmis olan Ramazanoglu’na verdi (10 Haziran 1354). Fakat Üçok Türkmenlerinin reisi olan Ramazan-oglu, Dulkadir beylerine bagli kalan Bozok Türkmenleri üzerinde hakimiyet kuramadi. Ramazanogullari ile Dulkadirogullari arasindaki mücadeleden dolayi Memlûk Devleti’nin kuzeyinde çikan karisiklik Sultan Melik Salih’i, Dulkadir ailesinin Bozok Türkmen boylari üzerindeki nüfuzunu kabul etmeye zorladi. Nihayet Misir hükûmeti kuzey sinirlari ötesindeki düzeni saglamak için Karaca Bey’in oglu Halil’i Dulkadirli beyi olarak tanimaya razi oldu(1355).

Cesur ve kahraman bir kisi olan Halil Bey, beyligin basina geçtikten sonra ilk is olarak babasini Memlûklulara teslim etmis olan Eretna-oglu Mahmud Bey’den intikam almaya kalkarak ülkesine akinlar yapmaya, sehir ve kasabalarini yagma etmeye basladi. 1360 yilinda diger bir Türkmen reisi Ömer Bey, Eretnalilardan Malatya’yi alirken Halil Bey de ülkesini Zamanti’ya kadar genisletti.

Öte taraftan, Malatya’ya sahiplenen Ömer Bey ayni yil içinde ölünce, Dulkadir Beyi bu sehri de ele geçirmek istedi. Ancak Malatya halki sehri Memlûklulara teslim etti. Bu olay Halil Bey ile Memlûklularin arasini açti. Bundan sonra Eretnalilara tabi olan Harput üzerine yürüyen Halil Bey, Eratnalilardan da bir yardim gelmeyince kaleyi kolayca ele geçirdi. Böylece Harput’a yerlesen Halil Bey bu defa Memlûklular’a tabi Halep ve Malatya kalelerini sikistirmaya basladi. 1361 yilinda Halep valisi büyük bir ordu ile üzerine yürüdü ise de bozguna ugrayarak geri çekildi. Halil Bey’in Memlûk arazisine akinlarini devam ettirmesi üzerine Misir sultani Melik el-Esref Saban, Halep valisi Seyfeddin’i Halil Bey’in üzerine gönderdi. Dulkadirli Türkmenlerini Harput kalesinde kusatan Emir Seyfeddin, bir netice alamadan geri döndü (1367).

Halil Bey, Memlûklular’a karsi dururken, bir yandan da onlarin düsmanligini daha fazla üzerine çekmek istemiyordu. Bu amaçla Misir’a giderek Sultan Melik Esref Saban’dan bagislanmasini istedi. Harput’u iade edecegine söz vererek, ülkesinde hakimiyetini garanti eden bir mensûr aldi. Fakat Halil Bey, ülkesine dönünce Memlûk sultanina verdigi sözü yerine getirmedi. Bu durum üzerine, Memlûklular, onu cezalandirmak için yeni bir sefer hazirligina basladilar. Nihayet Memlûk kuvvetleri 1366 yili sonlarinda ikinci kez Harput üzerine yürüdüler. Halil Bey, kalabalik Memlûk ordusuna karsi koyamayacagini anlayarak sehri teslim etmek zorunda kaldi. Halep’e kadar götürülen Halil Bey sultanin emri ile serbest birakildi.

Halil Bey on yil aradan sonra Harput ve çevresini yeniden ele geçirdi. Harput, Maras, Behisni ve Amik kalelerine sahip olan Halil Bey bu bölgelerde Memlûklular aleyhine faaliyetlerine devam ediyordu. Onun bu hareketi, 1377’de Melik Mansur Ali’nin tahta çikisindan sonra Misir’da gerçek iktidari elinde tutan Emirü’l-asâkir Berkuk’u çok kizdirdi. Güçlü kumandan, sultanliktan çikardigi bir kararnâme ile Halil Bey’i azlederek yerine Memlûk kumandani Mübarek Sah Tazî’yi Elbistan’a yerlestirmek istedi. Bu durum Dulkadirlilar ile Memlûklularin arasinin yeniden açilmasina sebep oldu. Mübarek Sah 1378 yilinda Halep ordusu ile Dulkadir Beyini Elbistan’dan atmak üzere hareket etti. Halil Bey, Dulkadirli topraklarina giren Mübarek Sah karsisinda baslangiçta maglup duruma düstü ise de sonra ani bir saldiriya geçerek Memlûklular’i bozguna ugratti ve Mübarek Sah’i da yakalayarak öldürdü (Eylül 1378).

Memlûk Devleti bu haber üzerine Elbistan’i, Malatya valisi Yelboga’ya tevcih ederek onu Halil Bey ile mücadele etmek için görevlendirdi. Ancak Memlûklu kuvvetleri bu sefer de yenildiler. Ramazanogullari’nin da yardimini alan Dulkadirlilar Ayas (Yumurtalik) mevkiinde yapilan çarpismada Memluk kuvetlerinin bir çogunu imha etti (Subat 1379).

Öte taraftan Eratnali Mehmed’in ölümünden sonra çikan karisikliktan istifade eden Halil Bey bu ülkenin topraklarina göz dikmeye basladi. O, Eratnali valilerin isyanini ve Eratnalilara karsi mücadele eden herkesi desteklemeye basladi. Bu sirada Eratnalilar Erzincan’i ele geçirmek istiyorlardi. Halil Bey oglu Ibrahim’i Mutahharten’in yardimina gönderdi. Erzincan emiri Mutahharten, Dulkadirlilerin yardimi sayesinde Eratnalilari püskürttü.

Memlûklular, son maglubiyetten sonra Dulkadirli meselesini kesin olarak halletmek için büyük hazirliklara basladilar. Bu amaçla Suriye’deki bütün valilerden, kuvvetlerini toplayarak Dulkadirlilar üzerine yürümeleri istendi. Bu emir üzerine Sam valisi Isik Temur, Halep valisi Inal Yusuf, Trablus valisi Gümüs-boga ve Hama valisi Tas Temur kuvvetleri ile gelerek Halep’te birlestiler. Çesitli Arap kabileleri de onlara katildi. Bu kalabalik Memlûk ordusu 3 Temmuz 1381 tarihinde Maras’a ulasti. Halil Bey’in kardesi Süli Bey emrindeki Dulkadirli kuvvetleri ile Memlûklular arasinda meydana gelen çarpismayi bu kez Memlûklular kazandi. Savasin sonucunda Maras sehri Memlûklular’in eline geçti (6 Temmuz 1381). Süli Bey önce Elbistan’a çekildiyse de Memlûklular’in kendisini takip etmesi üzerine Halil Bey’in tahkim ettigi Harput’a gitmek zorunda kaldi. Memlûklular Elbistan’i da alarak Malatya üzerine yürüdüler, ancak Firat nehrini geçmek mümkün olmayinca Halep’e geri döndüler. Böylece Dulkadirlilar, hakimiyetlerini sürdürdükleri baslica iki büyük sehir olan Maras ve Elbistan’i kaybettiler. Ellerinde yalnizca Harput kaldi.

Halil Bey bu zor durumdan kurtulmak için Memlûk ümerasina haberler göndererek kendilerine itaat edecegini bildirdi. Böylece Memlûk ordusu bölgeyi terketti. Ancak Halil Bey, Memlûklular’in bölgeden çekilmesinden sonra yaptigi antlasmadan vazgeçerek tekrar Memlûk arazisi üzerine akinlar yapmaya basladi. Halep valisi Yilboga, Halil Bey’in bu davranisi yüzünden yeniden Dulkadirli topraklarina girmek zorunda kaldi (1392) Halil Bey, Yilboga’nin karsisinda duramayarak sarp daglara çekildi. Onun kaçtigini gören Yilboga, Maras üzerinden Haleb’e döndü.

Halep valisi Yilboga ile Dulkadirli Halil Bey’in mücadele ettigi bu sirada Misir’da karisikliklar çikmis ve Atabeg Berkuk kendisini sultan ilân ettirmisti. Ancak onun sultanligini kabul etmeyen bazi Türk emirleri ve Memlûklular’in Elbistan naibi tayin edilen Alaaddin Altin Boga isyan ettiler. Altin Boga Dulkadirlilarla anlasarak Darende’yi kusatti ise de basarili olamadi. Bu sirada Halep Valisi Yilboga’nin müttefik kuvvetler üzerine gelmesi ile Altin Boga, Kadi Burhaneddin Ahmed’in yanina giderek ona sigindi.

Bu sirada Kadi Burhaneddin Ahmed, Eretna hanedanligina son vererek Orta Anadolu’nun en güçlü devletini kurdu. Halil Bey, Memlûklular’la olan düsmanligindan dolayi bu güçlü devlet adami ile dostluk münasebeti kurmaya basladi. Nitekim O, Kadi Burhaneddin’e isyan eden valileri bastirmak için kardesi Osman’i bir kisim kuvvetle Kadi’nin yanina gönderdi. Böylece Kadi Burhaneddin Ahmed ile Dulkadirlilar arasinda uzun bir süre devam edecek olan dostluk basladi.

Dulkadir-oglu Halil Bey 1384 yili baslarinda Memlûklular üzerine tekrar akinlara baslayarak Elbistan ve Maras’i geri aldi. Halep valisi Yilboga, Elbistan ve Maras’in Dulkadirlilar eline geçtigini haber alir almaz derhal Maras’a giderek buradaki Dulkadirlilar’i bozguna ugratti. Bunun üzerine Halil Bey kuzeye dogru çekilerek Kadi Burhaneddin’in destegi ile Memlûk hakimiyetinde olan Darende ve Divrigi bölgelerini yagmalamaya basladi. Maras’ta bulunan Yilboga bu haber üzerine Elbistan’a gelerek müttefik kuvvetleri önce Darende yakininda, sonra da Sivas yakinlarinda olmak üzere iki kez bozguna ugratti.

Memlûklular karsisindaki devamli yenilgiler Halil Bey ile kardesi Süli (Sevli) Bey’in arasinin açilmasina sebep oldu. Bir süre sonra Süli Bey, hayatina da dukunulmayacagina dair söz aldiktan sonra Halep valisi Yelboga’nin yanina giderek ona itaatini arzetti. Ancak Sultan Berkuk, onun derhal tutuklanarak Kahire’ye gönderilemesini istedi. Yilboga ise verdigi sözü tutarak Süli Bey’i sultana göndermedi ve kaçmasina göz yumdu. Bunun üzerine Halep valisi Misir’a çagirilarak hapsedildi. Halil Bey’in diger kardesleri Ibrahim, Osman ve Isa Beyler de agabeyleri Halil Bey ile bozusarak Sultan Berkuk’un himayesine sigindilar.

Memlûk Sultani Berkuk, sürekli akinlarindan usandigi Halil Beyden kurtulmak için faaliyete geçmis ve Halep’te bulunan Türkmen boylarindan Umur-oglu Ibrahim’i bu is için görevlendirdi. Bu emir üzerine harekete geçen Ibrahim Bey, bir hile ile o sirada yaylada bulunan Halil Bey’i öldürdü (Nisan 1386).

Babasi gibi Memlûklular’in cinayetine kurban giden Halil Bey, cesur ve kahraman bir bey olup, kuvvetli bir sahsiyete sahipti. Kibarligi ve alicenapligi ile halki üzerinde daima saygi gören bir kisi idi. Öldürüldügü zaman altmis yaslarinda bulunuyordu. Türbesi Zamanti kalesi eteklerinde bulunan Melik Gazi Türbesi yakinlarindadir

3- Sevli (Sülü) Bey (1386-1398)

Halil Beyin öldürülmesinden sonra beyligin basina en küçük kardesi Sevli Bey geçti. Bu sirada Misir’da bulunan Osman ve Ibrahim Bey’ler Sultan Berkuk tarafindan tutuklandilar. Dulkadirlilarin toparlanmasini istemeyen Sultan Berkuk, Sülü Bey’in basa geçtigini haber alir almaz Hama Ôdaki kuvvetlerine Sülü Bey üzerine yürümelerini emretti. Sülü Bey Maras üzerinden Elbistan’a gelen bu kuvvetler ile Göksun yaylasinda karsilasti. Yapilan çarpismada Memlûk kuvvetleri yenildiler. Bu savasta Hama ve Besni valileri de öldürüldü. Bu haber üzerine Sevli Bey’in karsisina rakip olarak çikarilmak üzere Kahire’de tutuklu bulunan kardesleri Ibrahim ve Osman Beyler serbest birakildi. Bu kardeslerden Osman Sevli Bey’e itaat etti. Ibrahim ise bir süre mücadele etti ise de basarili olamadi. Bunun üzerine Sultan Berkuk, Sevli Bey’in karsisina bu kez Halil Bey’in katili Yagmur-oglu Ibrahim’i çikardi. Ancak Ibrahim de Maras önlerinde yapilan savasta Dulkadirlilara yenildi (1387).

Sultan Berkuk, Sevli Bey’i maglûp edemeyince onun beylik mensurunu tasdik etmek zorunda kaldi.

Sevli Bey’in saltanatinin ilk yillarinda karsisina bir rakip daha çikti. Bu kez yegeni Nasireddin Mehmed b. Halil Bey, Memlûklular’dan da yardim alarak amcasina karsi çikti. Memlûklu umerâsindan Sis naibi Sungur Bey ile birlesen Mehmed 1388 yilinda amcasi Sülü Bey’i maglubiyete ugratti. Bu savasta Memlûklu sultanina cephe almis olan Malatya naibi Mintas, Sülü Bey’in yaninda yer aldi. Aldigi bu yenilgiden sonra Develi kalasine çekilen Sülü Bey; Yilboga, Mintas ve diger Türk-Memlûklu umerâsinin Sultan Berkuk’a karsi giristigi isyanda etkili oldu. Sülü Bey’in isyanci beylere verdigi Dulkadirli kuvvetleri Kayseri üzerine yürürken yegeni Mehmed Bey ve emrindekiler ise Berkuk’un yaninda savasiyorlardi.

Neticede Yilboga ve Mintas emrindeki isyanci kuvvetler Sultan Berkuk’u tahttan indirdiler. Ancak bu sefer kendileri mücadeleye basladi ve Yilboga’yi maglûp eden Mintas kendisini Atabeg olarak ilan ettirdi. Fakat çok geçmeden Berkuk, Mintas’a karsi tekrar üstünlük kurarak saltanatini yeniden elde etti. Sülü Bey ve Mintas tekrar bir araya gelerek Memlûklu arazisinde yagma ve tahribatta bulunmaya devam ettiler. Bunlar Ayntab sehrini ele geçirdiler.

Bu tarihlerde Timur Dogu Anadolu seferine çikmisti. Sülü Bey ona elçiler göndererek itaatini arzetti. Sülü Bey ayrica Timur’u Suriye üzerine bir sefer yapmaya sevketti (1394). Dulkadir-oglu Sülü Bey’in bu hareketinden haberdar olan Memlûklu sultani Berkuk büyük bir ordu hazirlayarak Dulkadirlilarin üzerine gönderdi (1395). Halep valisi emrindeki bu Memlûklu kuvvetleri Sülü Bey’i agir bir yenilgiye ugratti. Canini güçlükle kurtaran Sülü Bey, hemen hemen bütün maiyetini kaybetti. Bu zaferle de yetinmeyen Berkuk, daha önceleri Karaca ve Halil Beylere yaptigi gibi Sülü Bey’e de bir suikast hazirlatarak onu da öldürttü (Mart 1398).

Secaat ve söhret sahibi bir kimse olan Sülü Bey, ayni zamanda adil ve cömert idi. Bilhassa Osmanlilar ve Kadi Burhaneddin Ahmed ile dost olmaya özel bir ilgi göstermistir. Nitekim O, gerek Kadi Burhaneddin Ahmed ve gerekse Sehzâde Çelebi Mehmed’e kizlarindan birer tanesini vererek dostluk ve akrabalik baglarini kuvvetlendirmisti.

4- Sadaka (1398-1399)

Sevli Bey’in yerine oglu Sadaka Bey geçti. Ancak amcazâdesi Mehmed buna karsi çikti. Beyliginin mensurunu almak üzere Kahire’ye giden Sadaka Bey, Elbistan’a dönüsünde Mehmed ile mücadeleye giristi. Bu siralarda Kadi Burhaneddin’in ölümü ile ona ait topraklari ülkesine katmis olan Osmanli padisahi Yildirim Bâyezid ise müdahale ederek Sadaka’yi Elbistan’dan sürüp beyligin basina Nasireddin Mehmed Bey’i getirdi (2 Agustos 1399).

5- Nasireddin Mehmed (1399-1442)

Yukarida da belirtildigi gibi Osmanli Padisahi Yildirim Bayezid’in himayesi ile Dulkadirli beyi olan Mehmed Bey Memlûklu sultanligi ile de iyi iliskiler içerisinde bulunuyordu. Mehmed Bey, Yildirim Bayezid’in taraftari olarak, Sevli Bey’in tam aksine Timur’a düsmanca tavir takindi. Timur 1400 yilinda Sivas’i kusattigi zaman Elbistan Türkmenleri Timur’un ordusuna baskinlar yapiyordu. Türkmenlerin bu hareketleri Dulkadir ülkesinin Timur ordusu tarafindan yagmalanmasina sebep oldu. Nitekim Timur, Sivas muhasarasindan sonra Elbistan ve Dulkadirli topraklarini isgal ederek bütün memleketi yakip yikti. O, Malatya ve Behisni’yi de zapt etti. 1401’de Suriye’den dönüsünde bir kez daha Dulkadirli topraklarina giren Timur yagma ve tahriplerde bulundu.

Mehmed Bey Timur’un Anadolu’yu terketmesinden sonra Osmanli Devleti’nde bas gösteren kardesler mücadelesinde, kizlarindan biri ile evli olan Çelebi Mehmed’in tarafini tutarak, ona oglu Süleyman emrinde yardimci kuvvetler gönderdi.

Mehmed Bey, Memlûklular ve Osmanlilarla dost geçinirken diger komsulari Karamanogullari ve Ramazanogullari beylikleri ile daima mücâdele etti. Memlûklu Sultani melik Müeyyed Seyh, Karamanlilar’in elindeki Kayseri kalesini ele geçirdikten sonra burasini mükâfat olarak Nasireddin Mehmed Bey’e verdi (1419). Böylece Dulkadirlilar ile komsulari arasinda düsmanlik baslamis oldu. Karaman-oglu Mehmed Bey, Memlûklu ordusunun Suriye’ye dönüsünden sonra Ramazan-oglu Ibrahim Bey ile birleserek Kayseri üzerine yürüdü. Ancak Dulkadir-oglu Mehmed Bey bu müttefik orduyu bozguna ugratarak Karaman-oglu Mehmed Bey’i esir aldi ve onu oglu Davud’un muhafazasinda Memlûklu sultanina gönderdi.

Dulkadir-oglu Mehmed Bey bir yandan Memlûklular’la mücadele ederken, diger yandan Karamanlilarla da Kayseri sehri yüzünden savasiyordu. Kayseri’de vali olarak Mehmed Bey’in oglu Süleyman Bey bulunuyordu. Bu sirada Karaman-oglu Ibrahim Bey Kayseri önlerine gelerek sehri ele geçirdi (1438). Bu durum üzerine Dulkadir-oglu Mehmed Bey Kayseri’yi yeniden ele geçirebilmek için oglu Süleyman’i Osmanli Sultani II. Murad’in yanina göndererek yardimini saglamayi basardi. Kayseri’nin Karamanlilar tarafindan geri alinmasi Dulkadirlilar kadar Osmanlilar’in da menfaatine dokunmustu. Osmanlilar Savas halinde olduklari bir beyligin genisleyip güçlenmesine seyirci kalamazlardi. Bu sebeple Osmanli Sultani II. Murad Kayseri üzerine yürüyerek burasini Karamanlilar’in elinden aldi ve sehrin idaresini tekrar Dulkadirli Nasireddin Mehmed Bey’e verdi (1439).

Dulkadir-oglu Mehmed Bey’in Osmanlilarla yakinlasmasi Memlûklu sultani Çakmak’in bu beylige karsi olan düsmanligini daha da arttirdi. Ancak, Dulkadirlilarin Osmanlilar ile daha fazla isbirligi yapmalarindan çekinen Sultan Çakmak, bu düsmanligini fazla devam ettirmedi. Nasireddin Mehmed Bey de Memlûklulara sadakatini göstermek üzere Kahire’ye kadar giderek orada bir süre kaldi. Kirk alti yil kadar Dulkadirli beyliginin basinda kalan Nasireddin Mehmed Bey Ekim 1442’de seksen yasinin üzerinde iken vefat etti.

6- Süleyman (1442-1454)

Nasireddin Mehmed Bey’in ölümünden sonra yerine, Maras beyi olan oglu Süleyman Bey geçti. Süleyman Bey de babasi gibi, Osmanlilar’la dost geçinmeye özen gösterdi. Bu amaçla kizlarindan birisi olan Sitti Hatun’u Osmanli tahtinin varisi, gelecegin Fatih’i, II. Murad’in oglu sehzâde Mehmed’e verdi. Bu sekilde Osmanlilarla dostlugunu kuvvetlendiren Süleyman Bey, Memlûklularla da babasi zamanindaki dostlugu devam ettirdi. Bir kizini da Memlûklu sultani Çakmak ile evlendirdi. On iki yil kadar beylik yapan Süleyman Bey Agustos 1454 tarihinde vefat etti.

7- Melik Arslan (1454-1465)

Süleyman Bey’in ölümü üzerine yerine oglu Melik Arslan Bey Dulkadirli beyi oldu. Onun zamaninda beylik üzerindeki dis baskilar daha da artti ve Dulkadir beyligi zayiflamaya basladi. Bu devirde Akkoyunlu Devleti Uzun Hasan’in hakimiyetinde çok güçlü bir durumda idi. Akkoyunlu Uzun Hasan, Dulkadir topraklarina saldirarak Harput’u ele geçirdi (1465). Melik Arslan’in beyligi sirasinda kardesi Sah Budak ona karsi ayaklandi. Sah Budak Kahire’ye giderek Memlûklu sultaninin da destegini aldi. Memlûklu sultani Hos Kadem, Sah Budak’in tesvikiyle, Osmanlilara taraftar olan Melik Arslan’dan kurtulmak için bir suikast hazirladi. Bu amaçla Kahire’den gönderilen bir fedai Melik Arslan’i Elbistan’da bir camide namaz kilarken biçaklayarak öldürdü (Ekim 1465).

8- Sah Budak (1465-1467)

Melik Arslan’in öldürülmesinden sonra Dulkadirli Beyligi’nin basina Memlûklular’ca desteklenen Sah Budak getirildi. Ancak Sah Budak Bey Kahire’den Maras ve Elbistan’a geldigi zaman bölgedeki Türkmen beyleri bunun emirligini kabul etmeyerek, Osmanlilarin yaninda bulunan diger kardes Sehsuvar Bey’in basa geçmesini Sah Budak’tan istediler. Bunun üzerine Dulkadir Beyligi’nin isine müdahale eden Fatih, yaninda bulunan Sehsuvar’i Dulkadirli beyi tayin ederek bir miktar kuvvetle Elbistan’a gönderdi. Bu durumu haber alan Memlûk Sultani Hos Kadem, Halep valisi Berdi Bey’e, Sah Budak’in yardimina gitmesini emretti. Ancak Sehsuvar Bey, Memlûk kuvvetlerinin yetismesine firsat vermeden Zamanti kalesi önlerinde kardesini agir bir yenilgiye ugratti. Sah Budak bu yenilgiden sonra Misir’a kaçmak zorunda kaldi (1467).

9- Sehsuvar (1467-1472)

Sehsuvar Bey, Fatih Sultan Mehmed’in yardim ve destegi ile Dulkadirli tahtini ele geçirdikten sonra Osmanlilar’la Memlûklular arasindaki dostluk daha da bozuldu. Bu dönemde Dulkadirli beyligi üzerindeki Osmanli-Memlûk nüfuz mücadelesi daha da artti. Nitekim Memlûk sultani Hoskadem, Dulkadirli tahti için yeni bir aday buldu. Sehsuvar Bey’in karsisina bir rakip çikarmak için amcasi Rustem Bey’i tahti ele geçirmeye tesvik etti ise de bir netice elde edemedi. Memlûklu Sultani daha sonra Sah Budak’a kuvvetler vererek onu Maras ve Elbistan üzerine gönderdi. Kardesler arasindaki bu mücadeleyi de Sehsuvar Bey kazandi. Memlûk Sultani Dulkadirlilar üzerine Sam Valisi Berdi Bey kumandasinda bir ordu daha gönderdi. Osmanli padisahinin tesvik ve yardimlarini gören Sehsuvar Bey bu Memlûk ordusunu da bozguna ugratti (1467). Bir yil sonra Sultan Kayitbay’in Emir Kulaksiz idaresinde göndermis oldugu kalabalik bir orduyu da yenilgiye ugratan Sehsuvar Bey bu mücadele sonucunda Darende’yi Memlûklular’in elinden aldi.

Bu basaridan sonra cesareti artan Sehsuvar Bey, Memlûk ordusuna yardim etmis olan Ramazanogullari’ni cezalandirmak için onlara karsi saldiriya geçti. Bu harekât sonucunda Ramazanogullari elindeki Payas ve Sis (Kozan) sehirleri Dulkadirlilar’in eline geçti.

Memlûk sultani Kayitbay bu defa Atabegi Emir Özbek kumandasinda bir ordu daha gönderdi. Bu Memlûk ordusunu da yenilgiye ugratan Sehsuvar Bey ÒMelikü’l-MuzafferÓ ünvanini aldi.

Sehsuvar Bey’in Memlûk ordularini devamli surette bozguna ugratmasi Sultan Kayitbay’in, Fatih Sultan Mehmed’e mektup yazarak Dulkadirlilar’in bu saldirilarini durdurmalari için ricada bulunmasina sebep oldu. Bunun üzerine Sultan Fatih, Sehsuvar Bey’e, Memlûklular’a karsi yaptigi akinlarini kesmesini istediyse de o, padisahi dinlemeyerek faaliyetlerine devam etti. Sultan Kayitbay bu sefer Emir Yasbek komutasinda yeni bir ordu gönderdi. Ceyhun nehri kenarinda meydana gelen savasta Dulkadirlilar yenilgiye ugradi. Sehsuvar Bey Zamanti kalesine çekildi ise de uzun bir muhasaradan sonra yakalanarak Kahire’ye götürüldü. Burada üç kardesi ile birlikte öldürüldü (1472).

10- Sah Budak (Ikinci kez) (1472-1480)

Osmanli taraftari olan Sehsuvar Bey’in Memlûklular’ca öldürülmesinden sonra Sah Budak Bey ikinci kez Dulkadir beyliginin basina getirildi. Ancak bu sefer Osmanlilar onun beyligini kabul etmediler ve karsisina Alaüddevle Bozkurt Bey’i çikardilar. Bir miktar Osmanli kuvvetiyle kardesi Sah Budak’in üzerine yürüyen Alaüddevle Bozkurt Bey, maiyetindeki Türkmen beylerinin ihaneti dolayisiyla maglûp olarak geri çekildi. Bu maglubiyetten sonra Alaüddevle Bozkurt Bey’in yaninda bulunan Osmanli kuvvetleri Kozan’a sigindilar. Sehrin Memlûk valisi, onlari öldürerek kesik baslarini Kayitbay’a gönderdi. Memlûk Sultani bu kesik baslar ile Kahire Cirit meydaninda top oynatti. Insanlik disi bu hareket Fatih Sultan MehmedÔin çok kizmasina sebep oldu. Alaüddevle Bozkurt Bey’i kuvvetli bir ordu ile Dulkadir ülkesine gönderdi. O da Sah Budak Bey’i yenilgiye ugratarak tahti ele geçirdi (1480). Sahbudak tekrar Misir’a iltica etti.

11- Alaüddevle Bozkurt (1480-1515)

Osmanli padisahi Fatih Sultan Mehmed’in destegi ile Dulkadirli beyliginin basina geçen Alaüddevle Bozkurt Bey, Fatih’in kisa bir süre sonra ölümüyle Memlûklular karsisinda yalniz kaldi. Ancak O, ustaca bir manevra yaparak Sultan Kayitbay’a, kardesi Sah Budak’tan daha iyi itaat edecegini bildirdi. Bunun üzerine Kayitbay, Sah Budak’i Sam kalesine hapsettirdi. Böylece Memlûklular’la anlasan Alâüddevle Bozkurt Bey Osmanlilar’la da iyi geçinmeye dikkat ederek kizi Ayse Hatun’u Osmanli sehzâdesi II. Bayezid’e vererek akrabalik kurdu.

Alâüddevle Bozkurt Bey 1483 Temmuz’unda Memlûklular’in elinde bulunan Malatya’yi kusatti. Onun bu hareketi üzerine Sultan Kayitbay Suriye valilerine sefere çikmalarini emretti. Memlûklular’la Dulkadir kuvvetlerinin Elbistan’da yaptiklari savasi Alâüddevle Bozkurt Bey kazandi (Subat 1484). Sultan Kayitbay, bu sefer Misir ordusunu seferber etti. Alaüddevle Bozkurt Bey, tehlikenin büyüklügü karsisinda Sultan Bayezid’den yardim taleb etti. O da Yakup Pasa emrinde bir kuvvet gönderdi. 23 Eylül 1484 tarihinde Elbistan ovasinda yapilan kanli savas, Dulkadirli-Osmanli birliklerinin zaferi ile neticelendi.

XVI. yüzyil baslarinda Dulkadirli Beyligi’nin karsisina yeni bir düsman daha çikti. Bu sirada Safevî Devleti hükümdari olan Sah Ismail, Alaüddevle’nin kizi Benlü Hatun’u istedi. Bozkurt Bey bu istegi reddedince Safevî Devleti ile arasi açildi. Ayrica Akkoyunlular’in zaafindan faydalanarak Diyarbekir’i ele geçiren Dulkadirlilar’a kizmis olan Sah Ismail bu bölge üzerine hareket etti (1508). Osmanli topraklarindan geçerek Elbistan’a kadar gelen Sah Ismail’e karsi ülkesini koruyamiyacagini anlayan Alaüddevle Bozkurt Bey, sarp Turna daglarina kaçarak Memlûklular ile Osmanlilar’dan yardim istedi. Memlûklular bu yardim istegini cevapsiz birakti. Osmanlilar’in gönderdigi yardim ise kisin bastirmasi üzerine gerçeklesemedi. Sah Ismail Dulkadir-ili’ni yakip yikarak ülkeyi harabeye çevirdi. Harput kalesini ve Diyarbekir’i zapteden Sah Ismail ülkesine döndü

Osmanlilar’in destegi ile Dulkadirli Beyligi’nin basina geçmis olan Alaüddevle Bozkurt Bey, Osmanli kuvvetlerinin Memlûklu emiri Atabeg Özbek karsisinda sürekli yenilmesi üzerine Memlûklulara yaklasarak Osmanlilara karsi cephe aldi. Yavuz Sultan Selim Iran seferine giderken Alaüddevle’nin Sah Ismail’e karsi düsmanligi sebebiyle harbe istirakini istemis ise de, Alaüddevle bunu kabul etmedigi gibi, kendisine bagli bazi asiret kuvvetleri Osmanlilar’in zahire yollarini vurdu. Bu sebeple Yavuz Sultan Selim, Sehsuvar Beyin oglu olup, babasinin ölümünden sonra Osmanlilar’a iltica eden ve Çaldiran savasinda büyük hizmeti görülen Ali Bey’i Kayseri ve Bozok sancaklarinin idaresi vazifesiyle Dulkadir sinirlarina tayin etti.

Yavuz Sultan Selim, veziriazam Sinan Pasa’yi kirkbin kisilik bir kuvvetle Dulkadir ülkesinin zabti için gönderdi (1515). Sehsuvar-oglu Ali Bey de bu kuvvetlere öncülük yapmak üzere orduya katildi. Osmanli ordusuna karsi çikan Alaüddevle Bozkurt Bey, bozguna ugrayinca Elbistan’in güneyindeki Turna dagina çekildi. Sinan Pasa onu takip ederek bir kez daha bozguna ugratti. Alaüddevle Bozkurt Bey burada ogullari ve akrabalari ile birlikte öldürüldü. Bu olaydan sonra Dulkadir Beyligi arazisi tamamen ele geçirilerek Osmanlilar’in yüksek hakimiyetinde olmak üzere Sehsuvar-oglu Ali bey’e verildi.

12- Ali (1515-1522)

Yukarida belirtildigi gibi Osmanli ordusunun yardimiyla Alaüddevle Bozkurt Bey üzerine yürüyen Ali Bey, onun savas meydaninda öldürülmesinden sonra Yavuz Sultan Selim tarafindan Dulkadir Beyligi’nin basina getirildi. Ali Bey’in hakimiyetini tanimayan Sahruh Bey’in ogullari ona karsi isyan ettilerse de basarili olamadilar.

Osmanli padisahi tarafindan himaye edilen Ali Bey, her firsatta Osmanli Devleti’ne olan sadakatini ispata çalisti. O, Yavuz Sultan Selim’in Misir seferine katildi ve gösterdigi üstün gayretler üzerine padisah tarafindan taltif edildi. Ali Bey, Kanuni Sultan Süleyman zamaninda da Canberdi Gazali isyaninin bastirilmasinda ve Haleb’in kusatilmasinda önemli rol oynadi. Ancak bu olaydan sonra, gösterdigi basarilardan da gururlanarak Osmanlilarin emirlerine uymamaya basladi. Bunun yaninda Ali Bey’in basarili hareketleri Osmanli veziri Ferhad Pasa’nin kiskançligina sebep oldu. Bu sebeple Ferhad Pasa, Ali Bey’i Iran seferine katilmak üzere ordugâhina davet etti ve onun karargâha gelmesini müteakip ogullari ile beraber katlettirdi(1522).

Ali Bey’in öldürülmesinden sonra Dulkadir ülkesi Maras merkez olmak üzere bir eyalet, Bozok ülkesi de müstakil bir sancak haline getirilerek Osmanli topraklarina katildi.

IMAR FAALIYETLERI

Maras, Elbistan ve Kayseri gibi Anadolu’nun önemli yerlesim merkezlerinde iki yüzyil kadar hüküm sürmüs olan Dulkadirogullari zamanindan gönümüze pek çok mimarî eser kalmistir. Bunlarin en önemlileri cami, mescid, medrese, türbe, köprü, zaviye ve kale gibi yapilardir. Dulkadirogullari’nin yaptirmis oldugu bu dinî ve sosyal müesseseler Anadolu Selçuklu eserlerinin bir devami niteligindedir.

Dulkadir beyleri arasinda en çok imar faaliyetlerinde bulunan bey Alaüddevle Bozkurt Bey’dir. 1480-1515 yillari arasinda hüküm sürmüs olan Bozkurt Bey’in yaptirmis oldugu en önemli eser Elbistan’da bulunan Alaüddevle Bey Camii (Cami-i atik)’dir. Vakfiyesinden 1501 yilinda yaptirilmis oldugu anlasilmaktadir. Alaüddevle Bozkurt Bey bundan baska Elbistan’in Ceyhan mahallesinde bulunan Ümmet Baba Camii (1500), Antep’te Alaüddevle Bey Camii, Haruniye’de Haruniye Camii, Kirsehir’de birkaç cami, Maras’ta Ulu Cami ve Bagdadiye Medresesi, Pazarören’de Zamanti Kalesi Medresesi gibi eserler yaptirmistir. Adiyaman Ulu Camii’nin de Alâüddevle Bozkurt Bey zamaninda yapildigi anlasilmaktadir.

Maras’ta bulunan Ulu Camii, Pinarbasi Hazran köyünde mescid, Zamanti kalesi yanindaki mescid ve zaviye gibi mimari eserler ise Dulkadirli beyi Süleyman Bey (1442-1454) tarafindan yaptirilmistir.

Bunlardan baska Dulkadirogullari’ndan Nasireddin Mehmed Bey’e ait Kayseri’de Hatuniye Medresesi, Sehsuvar-oglu Ali Bey’in Haci Bektas nahiyesinde Balim Sultan türbesi ve kümbedi, Sahruh’un Kayseri-Sivas yolu üzerindeki köprüsü bilinen eserlerdendir.

Dulkadirogullari kurulus döneminde Memlûklular’a, daha sonra da Osmanli Devleti’ne tâbi olduklarindan para bastirmamislardir. Sadece Sehsuvar Bey istiklâlini ilân ettigi devirde Melikü’l-Muzaffer ünvanini almis ve adina para kestirmistir. Bunun disinda Dulkadir ülkesinde önceleri Memlûklu, sonralari da Osmanli parasi kullanilmistir.

Kaynak: Osmanli tarihi

Asya Hun Devleti


Tarih bilgilerimize göre Orta Asya’da kurulan ilk Türk devleti Büyük Hun Devleti’dir. Hunlar’ın bilinen ilk hükümdarı Teoman’dır. Hunlar Ötüken’i merkez yaptılar, özellikle Çinlilerle mücadele etmişlerdir. Türklerin saldırıları karşısında Çin’liler günümüze kadar kalan ünlü Çin Seddi‘ni yapmışlardır.

Çin Seddi ‘nin 2200 km uzunluğunda olması bize Türk saldırılarının çok fazla olduğunu ve Çinlileri çok rahatsız ettiğini göstermektedir.

Teoman’dan sonra yerine büyük oğlu Mete geçti ( M.Ö. 209 ). Mete Han güçlü bir Ordu kurup, Asya‘daki bütün Türk boylarını Hun yönetimi altında topladı ve Çinlilerle savaştı. Mete Han’ın ölümünden sonra Hunlar bir süre daha Asya’daki güçlerini korudular. Türk beyleri ile evlenen Çin Prensleri beyleri birbirine düşürdüler. Çinliler Türkleri savaş yoluyla yenemeyeceklerini anlamışlardı. Bu nedenle “Böl ve Yönet “ uygulamasıyla Hun Devleti’ni yıkmayı başardılar. Parçalanan Hun Devleti önce Kuzey ve Güney Hunlar olarak M. S. 48 yılında ikiye ayrıldı. Çinliler bundan sonra önce Kuzey Hun Devleti’nin daha sonra da Güney Hun Devleti’nin varlığına son verdiler ( M. S. 3. Yüzyıl )

 

Asya Hun Devleti Hakkında Diğer Bilgiler

Büyük Hun İmparatorluğu, M. Ö. 220 yılında Türkler tarafından kurulan ilk imparatorluktur. Hunlar günümüzün Moğolistan bölgesinde; Çin’in kuzeybatısında yaşamlarını sürdürmekteydiler. Bilinen ilk imparatorları Tuman (Teoman )’dır . En büyük imparatorları Mete Han ‘dır . Çinliler önüne geçemedikleri Hun Türklerinin saldırıları ardından “Büyük Çin Duvarı” (Çin Seddi) ‘ni inşa etmek zorunda kalmıştır. ( M. Ö. 214 ) Bu yapı günümüzde halen bir dünya harikası olarak kabul edilmektedir. Ming Hanedanı döneminde de yenilenen büyük duvarın birçok kısmı sağlamlığı ile günümüzde hala ayakta kalmıştır.

Asya Hun Devletinde Veraset Sistemi Nasıldı?

Hun devleti veraset sistemi ile yönetiliyordu. Türklerde Devlet hükümdar ailesinin ortak malı sayılırdı. Ve ülke hükümdarın sağlığında oğulları arasında paylaştırılırdı. Her prensin ( TEKİN ) hükümdar olma hakkı vardı.

Bozkırların İmparatorluğu

Bilinen ilk Türk devletlerinden biridir. Kuruluşu hakkında kesin bilgiler yoktur. M. Ö. 220 yılında Teoman tarafından kurulduğu kabul edilir. Teoman’dan sonra devleti büyük bir imparatorluk haline getiren Mete Han ( Mo-dun )’dır. Türk ve Moğol boylarını bir çatı altında toplayan Mete, İpek yoluna egemen olmak için Çin ile savaşmıştır. M. Ö. 200 yıllarında Çin’i yenilgiye uğratarak vergiye bağlamıştır. M. Ö. 187 yılında Çin İmparatorluk ordusunu ki başında Ka-o-ti bulunmaktadır, Pa-i-Teng seferinde 10 bin kişilik disiplinli ve düzenli ordusuyla yenilgiye uğratmıştır. Bu Çin ordusunun sayısının bazı kaynaklarda 200 bin olduğu yazmaktadır. Mete Han devrinde Sibirya, Çin Denizi, Hazar Denizi arasında kalan tüm topraklara hâkim olunmuştur.

Mete’nin Çin’i topraklarına bağlamayıp, Vergi almak suretiyle yönetmesi sebebi, Çin yerleşik hayatı ve siyasi etkisinden uzak durma olarak yorumlanır. Bunun yanında Çin’in kalabalık nüfusu altında Türklük özelliklerini kaybetmek istememiştir.

Mete’nin ölümünden sonra bir süre daha gücünü koruyan devlet, Çinli prenseslerle Evlenme geleneği ile Çinli prenseslerin casusluk faaliyetleri, Türk boyları arasındaki iktidar kavgaları, Çin’in İpek Yolu üzerinde gittikçe siyasi nüfuzunu arttırması gibi nedenlerle M. Ö. 46 yılında Hunlar Doğu Hunları ve Batı Hunları olmak üzere ikiye ayrıldı. Bu ikiye ayrılışın nedenlerinden birisi de Büyük Hun Devleti’nin başında bulunan Ho-han-ye’nin ekonomik sıkıntıları da neden göstererek Çin hâkimiyetine girmek istemesidir ki, bu düşünceyi kardeşi Çiçi, “atalarına saygısızlık” olarak kabul edip esaret altına girmeyi reddetmiştir.

Batı Hunları Çiçi yönetiminde Talas’ın batısına egemen oldular. Akhun’ların ve Avrupa Hunlarının kurulmasında etkin rol oynadılar. Batı Hunları’nın başında bulunan Çiçi’nin Çin’e karşı verdiği mücadelede kısa bir süre sonra başarısız olduğu görülmüştür. Zira Çiçi, Çin ile mücadelede eski Türk savaş taktiklerini bırakarak bir şehir kurup burayı Kale haline getirerek savunma savaşı yapmayı yeğlemiştir. Bu kendisinin birinci hatasıdır. Yenilgisinde etkili olan diğer hata ise emri altında bulunan askerlere çok sert davranmasıdır.

Doğu Hunları Ho-Han-ye yönetiminde Talas’ın doğusunda M.S. 48 yılına kadar hüküm sürdü. Çin’in siyasi hareketleri sonucu, M.S. 48 yılında Güney ve Kuzey Hunları olmak üzere ikiye ayrıldı. Kuzey hunları hakan Pi yönetiminde Moğol ve Sibirya stepleri çevresinde 156 yılına kadar devam etti. Güney Hunları Panhu yönetiminde Uygur havzasında ve Çine yakın bölgelerde 216 yılına kadar devam etti.

Doğu Hunlarının kuzey ve güney olarak ikiye ayrılmasının sebebi; Panhu yönetimindeki Türkler’in Çin’in siyasi üstünlüğünü kabul etmesine rağmen, yeğeni Pi yönetimindeki kuzey Türklerin’in Çin üstünlüğünü kabul etmeyişidir.

Güney Hunlarının yıkılması sonunda Çin siyasi egemenliği çerçevesinde Çin ülkesine tampon maksatlı birçok küçük Hun devleti kurulmuştur. Bu Hun devletleri Göktürk siyasi üstünlüğüne kadar devam etmiştir.

Asya Hun Devleti Egemenlik Alanı

Orta Asya steplerindeki tüm Türk boyları, Moğol kabileleri, Moğol Tatarları, Tunguzlar, Yüeçiler ( Kuşhanlar ), Çin Hanedanlığı, İpek Yolu. Kapladığı alan: Kuzeyde Sibirya; güneyde Tibet, Keşmir; doğuda Büyük Okyanus; batıda Hazar Denizi ( 18.000.000 km2 ).

Çiçi’nin Çin kayıtlarındaki sözleri

Çin elçisinin Çiçi ile ilgili düştüğü bir kayıt şöyledir: ”Boyun eğmeyeceğiz. Zira öteden beri Türkler kuvveti takdir eder, tabi olmayı hakir görürler. Savaşçı süvari hayatımız sayesinde adı yabancıları titreten bir millet olduk. Biz ölsek de, kahramanlığımızın şöhreti kalacak çocuklarımız ve torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır. ”

Asya Hun Devletinde Devlet Yönetimi

Hun devleti başında bulunan kişi ” tan-hu” ya da “şen-yu” olarak anılıyordu. Tanhu sözcüğü bir ünvan olarak ” sonsuz genişlik” anlamına gelmektedir. Hükümdarlık da kut anlayışı egemendi. Hükümdarlığın tanrıdan geçtiği görüşü vardı. Ülke, töre hükümlerine göre yönetilirdi. Şenyunun görevi, ülkede dirliği sağlamak, adaleti gerçekleştirmek, orduya komuta etmek, meclisi yönetmek olarak sıralanabilir. Hükümdarlık babadan oğula geçmektedir. Ülke oğullar arasında doğu, batı, merkez olarak miras bırakılmaktadır. Türk devleti hükümdarı eşine “ka-tun” (hatun ) denirdi. Yönetimde söz sahibiydi. Büyük Hun Devleti’nde üç meclis bulunuyordu.

* 1. Meclis: Dini nitelikte konular tartışılır. Yılın ilk aylarında toplanırdı.
* 2. Meclis: Haziran ayında toplanır ve devlet işleri görüşülürdü.
* 3. Meclis: Sonbaharda toplanılır ve askeri işler görüşülürdü.

Devamlı devleti yöneten ” seçkinler meclisi” vardı. Bu meclise ” ayukı” denilmekteydi.

Asya Hun Devletinde Ordu

* a. Hun ordusu ücretli değildi.
* b. Hun ordusunda kadın-erkek asker sayılır, her an savaşa hazır bulunurdu. ( ordu-millet anlayışı )
* c. Hun ordusunun temeli atlı askerlere dayanırdı.
* d. Ordu tümen sistemine göre teşkilatlanmıştır. ( 10.000 kişi )
* e. Kullanılan araçlar: ok ve yaydı. Yakın dövüşte Kılıç, Kargı kullanılırdı.
* f. Savaş stratejisi; keşif seferleri ve yıpratma savaşları olarak ikiye ayrılıyordu.
* g. Sahte geri çekilme ve Turan taktiği teknikleri kullanıldığı Çin kayıtlarından öğrenilmektedir.

Asya Hun Devleti ve Büyük Hunların Türk ve Dünya Tarihine katkıları

* Ordu örgütlenmesinde 10′luk sistem Mete döneminde oluşturulmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Batı uygarlıkları bu sistemi Türkler’den almıştır.
* Hun akınlarına karşı Tarihi Çin seddi yapılmıştır.
* Kavimler Göçünün başlamasında Hun devletinin yıkılışı ilk etkendir.
* Diğer Türk devletlerine intikal eden olumsuz miras ise parçalanma ve iktidar için mücadele eden Türk boyları genetiğidir.

Asya Hun Devletinin Coğrafi Konumu, Sınırları ve Komşuları

Asya Hun Devletinin coğrafi sınırları ve komşuları bugünkü Çin ve Moğolistan toprakları üzerinde yer almaktadır. Güneyde bugünkü Çin, Tibet ve kuzeyde ise Moğolistan yer almaktadır. Moğolistan bilindiği gibi, denize ya da sulara tamamen kapalı bir ülkedir bugün. Tarihte ise Osmanlı zamanında bilindiği gibi Anadolu’ya kadar ilerlemişlerdir.

M.Ö. 3. Yüzyıldan itibaren batıda Kafkaslara kadar çok geniş imparatorluk topraklarına sahiptiler. Güney Sibirya batı Mançurya ve iç Moğolistan ile Gansu ve Xinjiang gibi Çin eyaletlerine kadar yayıldılar. Xiongnu kavminin yaşam biçimine baktığımızda göçebe hayatı özelliğini taşıyan eski Türklere tıpatıp uymaktadır.

Asya Hun Devleti Ekonomisi

Asya Hun Devletinin ekonomisiyle ilgili elde fazla bilgi olmamakla birlikte, Kuzey Hun Bölgesinin Güney Hun Devletine göre çok daha güçlü olduğu bilinmektedir. Güney Hun Devleti, ekonomide hemen hemen tümüyle Kuzeye bağlı bulunmaktaydı. Ekonomi ise göçebe toplumlardaki ekonomik temele dayanmaktaydı. Göçebe toplumların en büyük karakteri tek bir yerde barınılmaması mevsimsel değişikliklere göre yer değiştirmedir. Ekonominin hemen hemen tümüyle hayvancılık ve buna bağlı tarıma bağlı olduğu söylenebilir. Hayvancılık küçükbaş ve büyükbaş olmak üzere iki şekilde yapılmaktaydı. Hayvancılığın egemen olduğu yerlerde yetiştirilen tarım ürünlerinin Asya Hun Devletinde de egemen olduğunu tahmin etmek mümkün.

Asya Hun Devleti İklimi

Asya Hun Devletinin iklimsel özelliklerine bakıldığında karasal iklimin ağırlıkta olduğunu görebiliriz. Özellikle Güney Doğu Anadolu bölgemize benzer bir iklimsel yapının hâkim olduğu söylenebilir. Göçebeliğin ana nedeni hayvanların belli mevsimlerde daha rahat beslenebileceği ovalara, meralara götürülmesi gereğidir. Dağlık bölgeler ve ovaların farklı mevsimlerde getirdiği avantaj ve dezavantajların en uygun şekilde kullanılmaya çalışıldığını söyleyebiliriz. Yerleşik bir hayatın olmadığı toplumlarda en yaygın görülen barınma usulü olan çadır kültürünün hâkim olduğunu görmekteyiz.

Asya Hun Devleti Kültürü

Asya Hun Devletinde Göçebe kültürü ( nomadic culture ) egemendir. Göçebe Kültüründe topluluklar çöllük ya da kış koşullarının ağır olduğu bir yerden diğerine sürekli göç ederler. 3 farklı türde göçebelik kültürü hâkimdir. Avcı temelli göçebelik, çiftçilik ve karma. Avcı temelli göçebelikte yaşam ve hayvanların yetiştirilmesinde gerekli bitkiler ve yiyecekler direk doğadan elde edilir. Örneğin, koyunların otlatılması sırasında dolaysız olarak doğal kaynaklar ( çimenlik meralar, dağ etekleri vs ) kullanılır. Göçebelikte at en önemli unsurlardandır. At hem göç esnasında taşıma hem de avlanma vs amaçlı kullanılmaktadır. O zamanki koşullarda en önemli savaş araçlarının başında gelir. İkinci türde göçebe toplumlarında çiftçilik hâkimdir. Yani doğadan direk temin etme yerine hayvanların ve ailenin yiyecekleri ekilerek üretilerek temin edilir. Kuzey ve Güney Hun Devleti arasında karşılaştırma yapıldığında Güneyin Kuzeye bağlılığından yola çıkarak Kuzeyin daha gelişmiş göçebe kültürünü taşıdığını söylemek mümkün olabilir. Çiftçilik kültürüne sahip toplumlar göç sırasında ürünleri de taşıma durumundadırlar. Üçüncü türde ise daha gelişmiş bir kültür hâkim olup bugünkü yerleşik hayata geçiş sürecini barındırır.

 

 

Oğuzlar / Türkmenler

Soyumuz, Oğuz Han‘dan gelmektedir. Atamız Oğuz Han‘ın “Gün Han, Ay Han, Yıldız Han, Gök Han, Dağ Han, Deniz Han” adlarında 6 (altı) tane oğlu vardır. Oğuz Han’ın her oğlunun da dört tane oğlu vardır. İşte Atamız Oğuz Han’ın altı oğlundan olan 24 tane torunu, bugünkü “24 Oğuz Boyu“nu meydana getirmiştir. Bütün dünyaya yayılan Oğuzlar, bu 24 boya dayanmaktadır.

Boz-Oklar: Dış Oğuzlar da denip, Sağ kolu teşkil ederler.

 

1. Gün-Alp/Gün-Han: Sembolü şâhin. Oğulları:

 

a) Kayıg/Kayı-Han: “Sağlam, berk” anlamındadır. Üç kıta ve yedi denize altı yüz yıldan fazla hâkim olan Osmanlı sülâlesi bu boydandır. Kayı Boyundan Ertuğrul Gâzi ve her biri birer müstesnâ şahsiyete sâhip, çoğu dâhî, cihangir, kumandan, şâir ve sanatkâr olan Osmanlı sultanları, Kayı Han neslinin kıymetini göstermeye kâfidir.

 

b) Bayat: “Devletli, nîmeti bol” anlamındadır. Maraş ve çevresine hâkim olan Dulkadiroğulları, İran’da Kaçarlar, Horasan’da Kara Bayatlar, Maku ve Doğubeyazıt hanları, Kerkük Türkmenlerinin çoğu, bu boydandır. Dede Korkut kitabını 1480’de Hicaz’da yazan Tebrizli Hasan ve meşhûr şâir Fuzûlî bu boydandır.

 

c) Alka-Bölük/Alka-Evli: “Nereye varsa başarı gösterir” anlamındadır. Türkiye ve Âzerbaycan’daki Alaca, Alacalılar adı taşıyan yerler bu boyun hatırasıdır.

 

d) Kara-Bölük/Kara-Evli: “Kara otağlı (çadırlı)” anlamındadır. Karalar ve karalı gibi coğrafî yer adları bunlardan kalmadır.

 

2. Ay-Alp/Ay-Han: Sembolü kartal. Oğulları:

 

a) Yazgur/Yazır: “Çok ülkeye hâkim” anlamındadır. Ab-Yabgu devrindeki Yenibent Yabguları, Batı Türkistan’daki Cend Emirleri, Kara-Daş denilen Horasan Yazırları, Ahıska’dan aşağı Kür boyundaki Azgur-Et (Azgur Yurdu) Kalesi, Kürmanç Kürtlerinin Azan Boyu, Toroslardaki Gündüzoğulları Hanedanı bu boydandır.

 

b) Tokar/Töker/Döğer: “Dürüp toplar” anlamındadır. Yenikentli Vezir Ayıdur, Harput-Diyarbakır-Mardin hâkimleri, Artuklular, Sincar-Siverek, Suruç arasında hâkim eski Caber Beyleri, Memluklar devrinde Halep Döğeriyle Hama Döğerleri, bugünkü Mardin-Urfa arasında yirmi dört oymaklı Kürt Döğerleri, Hazar Denizi doğusundaki Saka Boyu Takharlar; Şavşat’taki Ören kale, To-Kharis ve Malatya’nın Tokharis bucağı, Dağıstan’daki Digor ve Kars ve Arpaçay sağındaki Digor kazası bu boydan hatıradır.

 

c) Totırka/Dodurga/Dödürge: “Ülke almak ve hanlık yapmak” anlamındadır. Sivas doğusundaki Tödürgeler bu boydandır.

 

d) Yaparlı: “Misk kokulu” anlamındadır. Zaza Çarekliler ve misk ticareti yapan Yaparı Oymağı bu boydandır. Yaparı Oymağının Akkoyunlu ve Giraylı camilerinin mihrap duvar harcına bu güzel ıtriyattan kattıklarından hâlâ hoş kokmaktadır. Diyarbakır ve Kırım’da hatıraları vardır.

 

3. Yıldız-Alp/Yıldız Han: Sembolü tavşancıl. Oğulları:

 

a) Avşar/Afşar: “Çevik ve vahşî hayvan avına hevesli” anlamındadır. Hazistan Beyleri, Konya’daki Karamanoğulları, İran’daki Avşarlı Nâdir Şah ve hanedanı, Ürmiye ve Horasan Afşarları bu boydandır.

 

b) Kızık: “Yasakta pek ciddi ve kuvvetli” anlamındadır. Gaziantep, Halep ve Ankara çevresindeki Kızıklar, Doğu Gürcistan’da ve Şirvan batısındaki ovaya Kızık adını verenler bu boydandır.

 

c) Beğdili: “Ulular gibi aziz” anlamındadır. Harezmşahlar, Bozok/Yozgat-Raka/Halep çevresindeki Beğdililer, Kürmanç Badılları bu boydandır.

 

d) Karkın/Kargın: “Taşkın ve doyurucu” anlamındadır. Akkoyunlu-Dulkadiroğlu ve Halep-Hatay bölgesindeki Kargunlar, Doğu Anadolu ve Âzerbaycan’daki ilkbaharda eriyen karların suları ile kopan sel ve su kabarmasına da Kargın/Korkhun denilmesi bu boyun adındandır.

 

Üç-Oklar: İç Oğuzlar da denilip, sol kolu teşkil ederler.

 

1. Gök-Alp/Gök Han: Sembolü sungur. Oğulları:

 

a) Bayundur/Bayındır: “Her zaman nîmetle dolu yer” anlamındadır. Akkoyunlular sülâlesi, İzmir’den Âzerbaycan’daki Gence’ye kadar Bayındır adlı yerler bu boydan gelir.

 

b) Beçene/Beçenek/Peçenek: “İyi çalışkan, gayretli” anlamındadır. Karadeniz kuzeyi ile Balkan Yarımadasına göçen ve 1071 Malazgirt ile 1176 Miryokefalon Meydan Muhârebelerinde Bizanslılardan ayrılarak Selçuklular safına geçen Peçenekler, Dicle Kürmançlarının iki ana kolundan güneydeki Beçene Kolu, Ankara-Çukurova Halep bölgelerindeki Türkmen oymaklarından Peçenekler bu boydandır.

 

c) Çavuldur/Çavındır: “Ünlü, şerefli, cavlı” anlamındadır. Türkmenistan’da Mangışlak Çavuldurları, Çorum çevresindeki Çavuldur ve Anadolu’daki Çavdar Türkmen oymakları, Erzurum ve çevresindeki Çoğundur adlı köyler bu boyun adından gelmektedir.

 

d) Çepni: “Düşmanı nerede görse savaşıp hemen çarpan, vuran ve hızlı savaşan” anlamındadır. Rize-Sinop arasındaki çok usta demirci Çepniler ve Çebiler, Kırşehir, Manisa-Balıkesir çevresindeki ve Kars ile Van bölgelerinde Türkmen Oymağı Çepniler bulunmaktadır.

 

2. Dağ-Alp/Dağ Han: Sembolü uçkuş. Oğulları:

 

a) Salgur/Salur: “Vardığı yerde kılıç ve çomağı ile iş görür” anlamındadır. Kars ve Erzurum hâkimi Salur Kazan Han Sülâlesi, Sivas-Kayseri hükümdarı âlim ve şair Kadı Burhâneddin Ahmed ve Devleti, Fars Atabegleri, Salgurlular, Horasan’daki Teke-Yomurt ve Sarık adlı Türkmenlerin çoğu bu boydandır.

 

b) Eymür/Imır/İmir: “Pek iyi ve zengin” anlamındadır. Akkoyunlu, Dulkadirli ve Halep Türkmenleri içindeki Eymürlü/İmirlü oymakları, Çıldır ve Tiflis’teki iyi halıcı ve keçeci Terekeme Oymağı bu boydandır.

 

c) Ala-Yontlup/Ala-Yundlu: “Alaca atlı, hayvanları iyi” anlamındadır. Yonca kelimesi bu boyun hatırasıdır.

 

d) Yüregir/Üregir: “Daima iyi iş ve düzen kurucu” anlamındadır. Orta Toros ve Çukurova Üç-Oklu Türkmenlerinin çoğu, Adana’daki Ramazanoğulları bu boydandır.

 

3. Deniz Alp/Deniz Han: Sembolü çakır. Oğulları:

 

a) Iğdır/Yiğdir/İğdir: “Yiğitlik, büyüklük” anlamındadır. İçel’in Bozdoğanlı Oymağı, Anadolu’da yüzlerce yer adı bırakan İğdirler, İran’da büyük Kaşkay-Eli içindeki İğdirler ve Iğdır adı, bu boyun hâtırasıdır.

 

b) Beğduz/Bügdüz/Böğdüz: “Herkese tevâzu gösterir ve hizmet eder anlamındadır. Dicle Kürtleri ilbeği olup, Hazret-i Peygamber’e elçi giden (622-623 yılları arasında Medîne’ye varan), Bogduz-Aman Hanedanı temsilcisi ve Kürmanç’ın iki ana kolundan Bokhlular/Botanlar, Yenikent-Yabgularından onuncu yüzyıldaki Şahmelik’in Atabegi Kuzulu, Halep Türkmenlerinden Büğdüzler bu boydandır.

 

c) Yıva/Iva: “Derecesi hepsinden üstün” anlamındadır. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh (1072-1092) devrinde Suriye ve Filistin’i feth eden Atsız Beğ, 12. yüzyılda Hemedân batısında Cebel bölgesi hâkimleri Berçemeoğulları, Haçlıları Halep çevresinde yenen Yaruk Beg, Güney-Âzerbaycan’daki Kaçarlu-Yıva Oymağı bu boydandır. Ankara’da çok makbul yuva kavunu bu boyun yerleştiği ve adları ile anılan köylerde yetişir.

 

d) Kınık: “Her yerde aziz, muhterem” anlamındadır. Büyük ve Anadolu Selçuklu devletleri, Orta Toroslardaki Üçoklu Türkmenler, Halep-Ankara ve Aydın’daki Kınık Oymakları bu boydandır.

 

Oğuzlar, Oğuz Boyu Bugün; Türkiye, Balkanlar, Azerbaycan, İran, Irak ve Türkmenistan’da yaşayan Türklerin ataları olan büyük bir Türk boyu. Oğuzlara, Türkmenler de denir.

 

Oğuz kelimesinin türeyişiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Kelimenin boy, kabile mânâsına gelen “Ok” ve çokluk eki olan “z”nin birleşmesinden “Ok-uz” (oklar, koylar) anlamında olduğu ileri sürüldüğü gibi, oyrat (haşarı, yaramaz) kelimesinin eş anlamlısı olduğunu iddiâ edenler de vardır. Ancak kelime, Anadolu ağızlarında “halim selim, ağırbaşlı” mânâlarına da kullanılmaktadır. Arap kaynaklarında ise “guz” veya “uz” şeklinde geçmektedir.

 

İlk zamanlar Üçok ve Bozok adlarıyla iki ana kola ayrılmış olan Oğuzlar, daha sonraki devirlerde, Dokuz Oğuz, Altı Oğuz, Üç Oğuz adlarında boylara da ayrıldılar. Oğuzlar, yirmi dört boydan meydana gelmişti. Bunlardan on ikisi Bozok, on ikisi Üçok koluna bağlıydı. Tarihçiler, hazırladıkları cetvellerde Oğuz boylarının adlarını, sembollerini ve ongunlarını (armalarını) göstermişlerdir. Buna göre, Bozoklar; Kayı, Bayat, Alka Evli, Kara Evli, Yazır, Dodurga, Döğer, Yaparlu, Afşar, Begdili, Kızık, Kargın; Üçoklar ise; Bayındır, Peçenek, Çavuldur, Çepnî, Salur, Eymur, Ala Yundlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva, Kınık boylarına ayrılmışlardı. Bugün Türkiye’de yirmi dört Oğuz boyuna ait işaret ve yer adlarına çok rastlanmaktadır.

 

Oğuz adına ilk defa Yenisey Kitabelerinde rastlanmaktadır. Barlık Irmağı yöresinde bulunan bu kitabelerde; “Altı Oğuz budunda” sözü yer almaktadır. Öz Yiğen Alp Turan adlı bir beye ait olan bu kitabelerin yazıldığı devirde, Oğuzlar, Göktürkler’in hakimiyeti altında altı boy hâlinde Barlık Irmağı kıyılarında yaşamakta idiler.

 

*** http://www.bilgicik.com/yazi/24-oguz-turk-boyu/

16. Yüzyılda Anadolu ve Suriye Türkmen ve Yörükleri

ANADOLU

SÖĞÜT YÖRÜKLERİ

KÜTAHYA YÖRÜKLERİ

KARACAKOYUNLU

KASTAMONU YÖRÜKLERİ

ANKARA YÖRÜKLERİ

ATÇEKENLER

VARSAKLAR

ULU YÖRÜK

DULKADIRLI

BOZ ULUS

ÇEPNİLER

SURİYE

HALEB TÜRKMENLERİ

TRABLUSŞAM TÜRKMENLERİ

ŞAM TÜRKMENLERİ

Osmanlı Devleti Evrak-ı Resmiyyesi

  1. İrade-i Seniyye-i Mülukane
  2. Hat’t-ı Hümayuni
  3. Ferman-ı Ali
  4. Emr-i Ali
  5. Menşur
  6. Berat-ı Hümayuni
  7. Ruus-i Hümayun
  8. İ’timad-name
  9. Emr-name-i Sami
  10. Tezkire-i Samiye veya tezkire
  11. Buyuruldu-i Sami veya tezkire
  12. İrade-i Aliyye
  13. Beyan-name
  14. Tebliğat-ı Resmiyye
  15. Talimat-name
  16. Nizam-name, Kanun-name
  17. Tahrirat
  18. Tahrirat-ı Nezaret-penahi
  19. Tahrirat-ı Vilayet-penahi
  20. Mazbata
  21. Müzekkire
  22. Takrir
  23. Der-kenar, Mukteza
  24. Arz-ı Hal
  25. İstida-name
  26. İ’lam
  27. Hüccet
  28. Vekâlet-name
  29. İlm-i Haber
  30. Sened

Previous Older Entries

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 30 takipçiye katılın